10. Sayı Çağrısı

Strata 10. Sayı: Bourdieu’den sonra?

Editörler: Nazlı Ökten ve Barış Mücen

Pierre Bourdieu, Strata’ya katkıda bulunanlarımızın çoğu için, sosyal bilimlerde ilişkisel düşüncenin oluşumunda önemli bir tarihsel rol oynamış bir yol arkadaşı olarak var olageldi. Ölümünden yirmi yıl sonra adına bir sayı hazırlamak istediğimizde ise karşımıza, Bourdieu’den sonra ilişkisel sosyal bilim üretme pratiklerini ve bunun parçası olarak sosyolojiyi nasıl düşüneceğimiz sorusu dikildi. 

“Kolektif bir girişimin özel adı”ndan başka bir şey olmayan Bourdieu sosyolojisini, karşısına aldığı özcü ve tözcü düşüncenin devinimlerinde kurulan iktidarı sorgulayan bir dert, bir mücadele olarak okuduğumuz için ondan sonrasını düşünmek,  karşımıza tarihin her anında yeniden inşa edilmesi gereken bir sorunsal olarak çıkmakta.  Bu sorunun zeminini, ilişkisel bilim pratiklerini nasıl üreteceğimize dair paylaştığımız ortak bir dert oluşturuyor diyebiliriz. Bu soru bize meydan okuyarak karşımızda durmakta, çünkü bizi ilgilendiren, bu sorunun yanıtından çok, bu soru aracılığıyla yaptığımız şeyi, yani bilimsel çalışmalarımızı sorgulamak.

Ondan aldığımız en önemli derslerden biri de, kavramları kapatan ve sabitleyen, böylelikle kendi kavramlarını tözselleştiren veya şeyleştiren bir sosyolojiden kaçınma gereği olduğu için, Bourdieu sosyolojisini, bize ilişkisel sosyoloji üretmek için doğrudan verili bir model olarak okumayı doğru bulmadığımız açık. “Sonrası” sorusu, elbette Bourdieu’ye göre kolektif olarak bilim ve entelektüel üretim alanlarını kuran düşünümselliğin, etkin bir eleştirel güç olarak canlı tutulması ile ilgili bir dertten kaynaklanıyor. Bourdieu için düşünümsellik sadece etik bir özeleştiriyle yetinmiyordu. Bu bakış açısıyla, bilenin, bilgisinin kaynaklarını ve dayanaklarını oluşturan yapıları sorgulaması ve sergilemesi, şeytan kovmaya benzer ayinsel bir zorunluluk aşaması değil, bilimsel üretim sürecinin bütününe yayılan bir dinamiğin parçasıdır. Bourdieu’den sonrasını, Marx’ın “mantığın şeyleriyle, şeylerin mantığını” birbirine karıştırmak konusundaki uyarısına titizlikle riayet edip bu uyarıyı düşünümselliğin işleyiş koşullarından biri olarak önümüze koyan Bourdieu ile düşündüğümüzde öncelikli bir meselemiz var: bu sosyolojinin ürettiği kavramları, günümüzde tam da bu uyarıyı görmezden gelecek şekilde fetiş kavramlara, kendilerinden başka hiçbir şeyi açıklamayan neredeyse büyüsel nitelikli adlandırmalara dönüşmekten koruyacak bir yaklaşım geliştirme zorunluluğu.

“Sonrası” sorusu Bourdieu’yü kutsallaştırma tehlikesine karşı, düşünümsellik ilkesi çerçevesinde, yaptığımız işi sorgulatmakla birlikte, bu yaklaşım kör bir Bourdieu eleştirisi getirme anlamını da taşımıyor. Elbette yirminci yüzyılın son çeyreğinde kurumsallaşmış sosyolojik bilgi üretiminin merkezi konumlarından birini işgal etmiş böylesi bir figürün bugüne dek birçok derinlikli eleştirisi geliştirildi. Bourdieu sonrası sorusu bu eleştirilerin de şablonlaşmış biçimlerine karşı bizi düşünmeye zorlayan bir soru olarak karşımıza çıkmakta. Sorumuzun, bu argümanları Bourdieu’nün katkılarını ortaya koyarak derinleştiren analizlere ufuk açmasını umuyoruz.

Kısacası, Bourdieu sosyolojisinin düşünümsel bir değerlendirmesine davet olarak tasarladığımız bu sayı, ilişkisellik perspektifini sorgulamadan kabul edilen bir ilke değil, metodolojik zemini sorgulayarak inşa edilen bir konum olarak değerlendirme hedefini taşımaktadır. Bu, yirmi yıl içinde Bourdieu sosyolojisinin kazandığı itibarın, onu doxa benzeri bir konumda dondurmasını engellemek için gerekli dinamizmle düşünmeye bir çağrıdır. Kendi deyişiyle “ampiriden yoksun bir teorinin bütün sahte sentezleri ve kavramsız bir metodolojinin kısırlaştırıcı ve yararsız tüm uyarılarından” uzak, sürekli aynı tartışmalara maruz kalmayı reddederek varılan en ileri noktadan bilimsel pratiklerimizi yeniden düşünmek için. 

Bunun açık bir tartışma olduğu bilinciyle, bu sayıdaki amacımız, Bourdieu’nün bizi rahatlatan / evimizde hissettiren kavramlarının “aşinalığını” yeniden düşünmenin risklerini göze alarak yola çıkmak. Bu “saf” teorik bir yol değil. Araştırmacıların kendi sahalarını bu sorgulamaların ışığında yeniden değerlendiren türden katkılarını da özellikle cesaretlendirmek istiyoruz. Kısacası hangi aşamada olursanız olun, sizi, 21. yüzyılın araştırmacılarını, sahanızı, araştırma pratiklerinizi, metodolojik zorluklarınızı ve düşünsel çıkmazlarınızı ustayla birlikte yeniden düşünmeye davet ediyoruz.